ALLAH RIZASI İÇİN (KENDİMİZE )YARDIM EDELİM
Cuma namazlarından çıkarken cami kapısında elini açmış, yalvaran gözlerle size bakan ve duygusal sözlerle yüreğinizi yakan dilencilerle karşılaşıyoruz. Bazıları gerçekten muhtaç ve perişan görünürken, bazılarının da gerçekten muhtaç durumda olmadığını düşünürüz. Zaten dilencilik dinimiz açısından da bir rızık toplama vesilesi değildir. Ama dinimizde zekat vermek farz, fitre vermek vacip ve sadaka vermek de büyük bir sevap olarak bizlere bildirilmiştir. Zaten bu emir ve tavsiyelere uyulsa, hiç kimse dilenecek duruma düşmezdi. Bu da işin başka bir boyutu.
Şimdi ben burada başkalarının dilenciliğinden değil de, kendi dilenciliğimizden bahsetmek istiyorum.Başkalarına acımak ve yardım etmek konusunda son derece cömert oluyoruz ama, kendimize yardım etmeye gelince, çok cimri davanıyoruz. Halbu ki, “insan en başta kendi nefsini sever”. Başkalarının nefsini kendi nefsine tercih etmek ancak yüksek fazilet ve takva sahibi insanlara mahsus bir davranıştır. Öyleyse kendimize yardım etmek konusundaki bu duyarsızlığımız diğergamlıktan değil, olsa olsa kendi ihtiyaçlarımızın farkında olmayışımızdandır. Yani gaflet ve cehaletimizden dolayı kendimizi ihmal ediyoruz. Yoksa, nefse hoş gelen bir istek, maddi bir menfaat söz konusu olduğu zaman hemen benlik duygularımız ön plana çıkıverir. Halbu ki, asıl ihtiyaç sahibi bizleriz. O kadar çok şeye muhtacız ve bir o kadar da âciz durumdayız. Hastayız, doktora ve ilaca muhtacız, karnımız tok olsa da kalbimiz ve ruhumuz aç, manevi gıdalara muhtacız, yaşlanıyoruz, gençliğe muhtacız, ölüyoruz, yeni bir hayata muhtacız.....
Manevi dertlerimizin tabibi olan Bediüzzaman Hazretleri, ruhî ve kalbî hastalıklarımızı, Hz.Eyyüp Aleyhisselam’ın kıssası ile kıyaslıyarak teşhis ediyor. Sonra da, Kur’an’dan terkip ettiği mucizevi ilaçlarla tedavi yöntemlerini gösteriyor:
“Hazret-i Eyyub Aleyhisselâmın zâhirî yara hastalıklarının mukabili, bizim bâtınî ve ruhî ve kalbî hastalıklarımız vardır. İç dışa, dış içe bir çevrilsek, Hazret-i Eyyub'dan daha ziyade yaralı ve hastalıklı görüneceğiz. Çünkü işlediğimiz herbir günah, kafamıza giren herbir şüphe, kalb ve ruhumuza yaralar açar. Hazret-i Eyyub Aleyhisselâmın yaraları, kısacık hayat-ı dünyeviyesini tehdit ediyordu. Bizim mânevî yaralarımız, pek uzun olan hayat-ı ebediyemizi tehdit ediyor. O münâcât-ı Eyyubiyeye, o hazretten bin defa daha ziyade muhtacız."
Bahçemizdeki kanadı yaralı bir kuşun yarasını sararken gösterdiğimiz merhameti kendimize gösterelim. Günah okları ile yaralanan ruhumuzun kanatlarını istiğfar tülbenti ile saralım ki, bu kanatlar bizi Cennet-i Âla’ya kadar taşısın. Kalp gözümüz gaflet perdesi ile kapanmış sa, iman asasını eline verelim, ubudiyet ışığı ile yolunu aydınlatalım. Yani gelin kendimize yardım edelim.
Kendisine faydası olmayanın başkasına yardım etmesi mümkün değildir.
Öyleyse, evvela manevi hastalıklarımızın farkına varıp, teşhis ve tedavisine çalışalım. Yoksa Himmet Dede durumuna düşeriz .
“ Kendisi himmete muhtaç bir dede, başkasına nasıl himmet ede”
CUMANIZ MÜBAREK, GÜNÜNÜZ BEREKETLİ OLSUN
|