NAMAZ HATIRALARI
Namaz konusunu bir iki yazıyla geçiştirmek istemedik. Sağ olsun Suveyda güzel bir teklif getirmiş, " herkes namaz ile ilgili bir hatırasını anlatsın" demiş. Bana da ilginç geldi ve ilk hatırayı ben yazmak istedim.
Bu hatıra yazma işi baya bir güzel olacak. Kimbilir ne hoş hikâyeler ortaya çıkacak. Hem gülecek, hem de namaz kılma işteğimiz teşvik ve takviye etmiş olacağız.
İşte benim hatıram.
ALİ HOCALARIN LÖKÜSÜ
Efendim bundan yıllar ve yıllar önce, ben deyim kırık, sizi deyin kırkbeş yıl kadar evvel... Köyümüzde henüz elektirk diye bir aydınlatma sistemi yoktur. Evler gaz lambaları ile aydınlatılmatadır. Fakir fukara kesimi 7 numara, hali vakti yerinde olanlar ise 14 numara gaz lambası kullanmaktadırlar. (Bu numaralar aydınlatma gücünü göstermektedir, yani wat cinsinden ampul özelliği gibi) Zengin olarak bilinenler ise, löküs denilen ve bugünkü floresant lambalar gibi beyaz ve parlak ışık veren pompalı aydınlatma aracı ile aydınlanmaktadırlar.
Ramazan gecelerinde teravih namazına kadın-erkek, çoluk-çocuk hep birlikte gidilirdi. Gece namaz ahalisinin yolunu aydınlatmak için ise, "gemici feneri" veya löküs ışığından faydalanılırdı. Bizim mahallede oturan ve zengin sınıfından sayılan ALİ HOCA amcanın son model bir löküsü vardı. Teravih saati yaklaştığında Ali amca, " Oğlum Mehmet löküsü hazırla" diye talimat verirdi. Çünkü bu aleti kullanmak sadece Mehmet'in yetki ve sorumluluğundaydı. Löküsün gazı, gömleği ve pompası Mehmet tarafından itina ile gözden geçirilir, sonra biz çocukların meraklı ve heyecanlı bakışları arasında löküs yakılırdı. Ondan sonra da mahalleli protokol kaidelerine uygun bir şekilde, nizamî olarak camiye doğru yola çıkardı.
Yolda sık sık Ali Hoca Amca'nın sesi duyulurdu: "Oğlum Mehmet, iki adım daha önden yürü bakim, yavaş yavaş, löküsü sallama, gömleğini patlatacaksın" şeklinde talimatlara devam ederdi. Yolun yarısına varınca, "Mehmet, duuuurrr oğlum, şu taşın üzerine yavaşca bırak, dört-beş pompa hava bas bakalım, ışığ köreldi" . Mehmet gösterilen taşın üzerine löküsü itina ile indirir, pompalamaya başlardı. "Hop hop hooop, oğlum fazla bastın ya, buna gazyağı mı dayanır, iki fıs geri boşalt". Mehmet löküsün tahliye vanasını geri doğru çevirir, bu arada " fısssssss" diye bir ses duyulur ve biz çocuklar da bu duruma muzipçe gülerdik. Derken, Ali amacanın sesi tekrar yükselir, " hah tamam şimdi iyi işte" Ve yolculuk devam ederdi.
Ali Amcanın löküsü kadar, namaz esnasındaki muzırlıklarımız da hatıralarımda önemli bir yer tutar.En arka saflarda duran biz çocuklar, namaz başlar başlamaz faaliyete geçerdik.Önce yanımızdakine bir iki dirsek, sonra arkamızdakin ufaktan tekme atar, secdeye varıldığı zaman da önümüzdekinin ayağını gıdıklardık. Ondan sonra bir patırtı, ardından kikir kikir gülmeler ve soluğu dışarda alırdık. Dışardayken de uslu uslu büyükleri beklesek ya ne gezer!
İçimizden bazıları muzırlığın dozunu artırır, işi hınzırlığa dökerdi. Dışardak ibriklere suyu doldurur, sonra büyüklerin ayakkabılarının içine boşaltırlardı. Namazdan çıkanlar ayakkabısını giyerken, " cuuup" diye ayaklar suya batardı.Ondan sonra da gülüşmeler öfkeye, sitemler küfürlere kadar giderdi.
Ama ne olursa olsun, o günkü muzırlıklar ve hınzırlıklar olmasa, belki bir çok büyükler bugün camiye girmeyeceklerdi. Oyun ve eğlence amaçlı da olsa, çocuklar camiye alışıyorlar, bir kaç yıl sonra yaptıklarından utanç ve pişmanlık duyarak gerçekten namaz kılmaya başlarlardı.
Bugünkü çocuklar bizden daha şanslı durumdalar. Artık camilerde bilgisayar ve internet bile var. Ama onlar genellikle internet cafeleri tercih ediyorlar.
Keşke muzırlık da yapıyor olsalar ve camilere alışsalar. Zamanla uysal ve ihlaslı bir namaz ehli olarak ibadetlerine devam ederler.
|