NAMAZA GÖNÜLLÜ OLMAK
Sevgili blog dostları,
Geçen hafta Suveyda’nın açtığı namaz konusuna müsadenizle ben devam etmek istiyorum. Çünkü bu konu dünya hayatımızın her anını ilgilendirdiği gibi, ahiret hayatımız için de hayatî bir meseledir. Bu derecede önemli bir konuda maalesef son derece ihmalkâr davranıyoruz. Bunun nedenleri aramak, engelleri ortadan kaldırmak da yine biz Müslümanlara düşmektedir.
İnsan çok önemli bir konuda neden ihmalkâr davranır? Bunun bir tane nedeni olabilir, o da o işin öneminin farkında olmamaktır. Neden farkında olmadığı hususu ise, ancak iman zafiyeti ile izah edilebilir. Zira insan, Allah’ın varlığına, ahiretin geleceğine, haşir, neşir, cennet ve cehennem gibi menzilleri göreceğine kalben ve hakiki olarak inansa, bu vazifeyi ihmal etmesi mümkün olmaz. Yanlış anlaşılmasın, namaz kılmayanlar veya eksik kılanlar hâşa imansız demek istemiyorum ama, inanç noktasında bir zâfiyeti var diyorum. Bu kendi hesabıma, benim için de geçerli bir durumdur. Namazımızı ihmal ettiğimiz, gerekli huzur ve huşû içinde ifa edemediğimiz muhakkaktır. Onun için hepimizin imanımızı her daim takviye etmeye ihtiyacımız vardır.
İman kalbin gıdasıdır. Midemiz için günde üç beş öğün yemek yiyor, kana kana su içiyoruz. Ama kalp gibi maddi ve manevi varlığımızın merkezini ihmal ediyoruz. Onun gıdası olan iman ve ibadete önem vermiyorsak, insanlığımızın en önemli boyutunu hiçe sayıyoruz demektir. Halbu ki insan, akıllı bir varlıktır. Bu gününü düşündüğü gibi geleceğini de düşünür. Ama geleceğini sadece dünya hayatı ile sınırlı görürse, ahireti için bir yatırım yapmaya gerek görmez. Akıl gözümüzü biraz daha ilerilere uzatalım ve kabirden ötesine bir bakalım lütfen.
Namaz konusunda önümüze en büyük engel, nefsimiz tarafından çıkartılmaktadır. Sabahın tatlı uykusundan kalkıp da abdest almak, namaz kılmak nefsin hoşuna gitmez. Ama dünyadaki nafakasını kazanmak zorunda olan bir insan, bazı günlerde hiç uyku uyumaz, saatlerce kan ter içinde çalışır, hasta olmak, iş kazası geçirmek gibi riskleri de göze alır. Sonunda kazandığı ile çok defa geçinme sıkıntısı yaşar. Bu kadar emek ve zahmet karşılığında dünyalığını bile kazanamayan insanlar vardır. Halbu ki, namaz insana ebedî bir cennet hayatı kazandıracak en önemli bir vasıta ve vesiledir. Hem de o kadar zahmetli bir şey değildir. Üstelik, namazını kılan bir insanın helal dairesinde kalmak şartıyla, diğer dünya işleri de ibadetle geçmiş gibi değerlendirilir. Bu kadar kâr içine kâr, nimet içinde nimet bir ibadeti terk ve ihmal etmek, her halde akıllı bir insana yakışmaz.
Bundan sonrasını Risale-i Nur’a ve Üstâd Hazretlerine havale ediyorum.
“ Bir tek saat, beş vakit namaza abdestle kâfi gelir. Acaba, yirmi üç saatini şu kısacık hayat-ı dünyeviyeye sarf eden ve o uzun hayat-ı ebediyeye birtek saatini sarf etmeyen ne kadar nefsine zulmeder, ne kadar hilaf-ı akıl hareket eder! Zira, bin adamın iştirak ettiği bir piyango kumarına yarı malını vermek, akıl kabul ederse - halbuki, kazanç ihtimali binde birdir - sonra yirmi dörtten bir malını yüzde doksan dokuz ihtimal ile kazancı musaddak bir hazine-i ebediyeye vermemek, ne kadar hilâf-ı akıl ve hikmet hareket ettiğini, ne kadar akıldan uzak düştüğünü kendini âkıl zanneden adam anlamaz mı?
Halbuki, namazda ruhun ve kalbin ve aklın büyük bir rahatı vardır. Hem, cisme de o kadar ağır bir iş değildir. Hem, namaz kılanın diğer mübah dünyevî amelleri, güzel bir niyet ile ibadet hükmünü alır. Bu sûrette bütün sermaye-i ömrünü âhirete mal edebilir. Fânî ömrünü bir cihette ibkà eder”.
|